Hakkımda sayfasında da anlattığım gibi Denizli’de ikamet eden bir bilişim neferiyim.
Her ne kadar “anadolu’da ” sözü ile başlayan kalıp sözlerden nefret etsem de “Anadolu’da yerli ve yabancı teknolojileri takip ederek yeni çıkan fikirlerden, tekniklerden haberdar olmak zor oluyor.” gibi bir cümle kurma ihtiyacı duyuyorum. Buna sebep olarak,bulunduğum coğrafyada yaptığım iş ile alakalı çevre eksikliği ve buna bağlı olarak fikir aktarımının sekteye uğraması gösterilebilinir, en azından ben bu şekilde düşünüyorum.
İnternet üzerindeki yayıncı kanallar her ne kadar son gelişen “akımları” takip etmeye yetse de, bir yere kadar etkili oluyor, işin erbapları ile aynı havayı soluma ve o atmosferi yaşama gibi durumlarda yetersiz kalıyor.
Gerek internet gerekse internet dışı durumlarda kendi girişimi olanlar ile, bu girişimlere destek vermek isteyen yatırımcıları bir araya getirmeyi hedefleyen oluşumlar ve gruplar bolca mevcut. Bu organizasyonlardan biriside Etohum .
Etohum nedir ? bilmeyenler, öncelikli olarak şu linklerden ayrıntılı bilgiye ulaşabilir,
Resmi sitesi : http://www.etohum.com/
Eksi Sözlük : http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=etohum
Uzman Tv : http://www.uzmantv.com/etohum-projesi-nedir
Etohum’un başını çektiği organizasyonların ardından,
“Çok güzel bir fikrim var ama bu hedefimi hayata geçirecek yazılım ekibim ve param yok”
“Girişimcilik yapıyorum ama henüz hangi konuda bir girişime başlayacağıma karar veremedim”
“Elimdeki fikrime para yatıracak melek yatırımcı arıyorum”
“Yurt dışında kendini kanıtlamış projeleri Türkiyeye taşımak için yatırım arıyorum”
cümlelerini sakız gibi sürekli söyleyen girişimci müsfeddeleri peydah olmadı değil ama olayın özündeki “girişimci” kelimesinin anlamını, gerçekten ortaya farklı ve yararlı bir iş çıkarabilen insan olarak görüyorum. Bu bağlamda bu tür organizasyonların yararlı olduğunu düşünüyorum.
Şahsi olarak girişimci olmak gibi bir hedefim ve hevesim yok, az önce yazının başında da belirttiğim gibi denizli’de ikamet eden bir adamım, genel olarak iş ile ilgili hayat görüşüm Ne kadar bilirsen, bilene danış felsefesi etrafında döndüğü için, aynı sektörde olduğum insanların tecrübelerini dinlemek bana her zaman çok faydalı olmuştur.
3 Aralık 2011 tarihinde yapılacak olan Etohum kampının ilanını gördüğümde çok heyecanladım. Sanırım ilk kez ilanı ramazan bayramından sonra görmüştüm, o günden sonra ileriye yönelik planlarımı istanbula e tohum kampına gidebilecek şekilde yapmaya başladım.
Planların aslında bizi tatmin eden ama çokta hakimiyetimiz altına girmeyen unsurlar olduğunu @mserdark vesilesi ile öğrenmek için, 3 ay öncesinden plan yapmış olmamın ironisini ancak e tohuma gittiğimde kavrayabildim.
Perşembe akşamı Kardeşim ile birlikte Denizli’den istanbula yola çıktık,
Kendi arabamız ile mi gitsek yoksa, otobüs ile mi gitsek sorusuna “istanbulda arabayı sokacak yer bulamayız” gerekçesi ile, “Tabi ki otobüs ile gidelim başımız ağrımaz” cevabını vererek Pamukkale Turizm den bilet aldık. Hem kilolu hemde en küçük bir düzensizlikten raharsız olan birisi iseniz, otobüs yolculuklarının aslında ne denli güçlü bir işkence yöntemi olduğunu bilirsiniz, ama bu sefer normal bir yolculuk geçirerek istanbul’a vardık.
“sanal ortamın” aslında sanal olmadığını, o ortamdan kurulan arkadaşlıkların ne denli kuvvetli olduğunu ancak yaşayınca anlıyorsunuz, bizde aynen bunu yaşadık. Bundan tam 5 sene önce “basit” bir forum sitesinde başlayan bir arkadaşlığın önce iş arkadaşlığına, ardından da kuvvetli bir dostluğa dönüşünü görünce insan gurur ile şaşkınlık arasında bir yerde kalıyor.
Yine aynı şekilde, “ben istanbula geliyorum” sözünü internet üzerinden istanbullu arkadaşlarınıza söylediğinizde ilk cümlelerinin “Abi kalacak yeriniz yoksa bizde boş yer var her türlü açıkta kalmazsınız” olduğunu görünce de garip duygulara yelken açıyor insan.
Belki de bu duygunun sebebi, sizin insanları kendiniz gibi benimsemenizin verdiği güvenden ötürüdür, başka bir değişle, onlar da “ben denizli’ye geliyorum” dediklerinde sizin söyleyeceğiniz cümle aynı iken, adının sanal olduğu bir ortamın ardından sizin gibi düşünen insanların gerçeğe dönüşmesinin verdiği şaşkınlık duygusudur.
Tam bu noktada ve yeri gelmişken, ortalama olarak 3 gün boyunca kahrımızı çeken Hakan Düzgören ‘e ve ailesine, kendim ve kardeşim adına bir kere daha sonsuz teşekkür ederim.
İstanbul, kartpostal gibi bir şehir, Akşam ayrı, sabah ayrı bir güzelliğe bürünen boğazı, her an dillenip, size geçmişi anlatacakmış gibi duran tarihi havası ve yapıları ile sizi kendisine aşık edebiliyor. Bu yazdıklarım sabahları işe gitme ve akşamları eve dönme telaşı olan istanbullular için hiç bir şey gibi görünsede, istanbula dışardan gelenların rahatlıkla hak verebileceği şeyler.
Askerlik görevimi yaptıktan sonra, iş aramak için bir kere istanbula gitmiş, ve bir kaç ajans ile görüştükten sonra, ben burada yaşayamam diyerek Denizli’ye aynı gün geri dönmüştüm. Bazen düşünüyorum bu kararı almama sebep, görüştüğüm ajansların durumu mu yoksa istanbul’un durumu mu diye…
İstanbul uzun bir yoldan gelen misafirlerine karşı kendisini bu kadar güzel göstermesine rağmen, aslında arka tarafında hep bir sinsilik barındırıyor, her ailenin içerisinde bulunan hain ve sinsi bir hala yada teyze gibi hiç olmadı sürekli açığınızı kollayan bir komşu teyze edası ile sizi göz hapsine alıyor, sıkıyor, boğuyor.
Denizli gibi, en uzak noktasına bile yarım saatten kısa bir sürede gidebileceğiniz, bir şehirden kalkıpta, günümün 3-4 hatta daha fazla saatini yollarda heba edebileceğim bir şehire yerleşip orada yaşamak bana hep çok saçma geliyor. Büyük konuşmuş olmayayım ama ileride olurda istanbula taşınırsam bile bu düşüncemin değişeceğini zannetmiyorum.
Bu düşüncelerime sebep olarak aslında istanbula göre köy diye nitelendirebileceğimiz bir şehirde doğmuş ve büyümüş olmam olabilir. Bu düşüncelerime karşı argüman olarak istanbulda doğmuş büyümüş birisinin “Denizli’de (yada başka bir şehirde) yaşanır mı ya, hiç bir şey yok”, “zaten memleket ufacık abi bir yerinden bi yerine 2 dakkada varıyorsun ” söylemleri gösterilebilinir.
Özetle İstanbul’u sektörel hususlarda çok ileride görürken, yaşam ve barınma kalitesini şu an yaşadığım şehre nazaran düşük görüyorum.
Sektörel konularda fikirlerin havada uçuştuğu, aynı sektörde yer alan insanların birbirlerini tanımalarını sağlayan yada daha önce farklı mecralarda birbirlerini tanımış ancak yüz yüze tanışmak için fırsat kollayanlara fırsat sağlayan bir organizasyon olan e tohum’a da tam bu nedenle gitme gereği duydum.
Daha önce internet ortamında görüşüp yüz yüze tanışmak istediğim bir çok güzel insanla tanıştım, 2-3 çift laf ettim
burada da dediğim gibi İstanbul çok uzun kalırım diye düşünerek gittim ama çok kısa süre kalmak zorunda kaldım haliyle tadı damağımda kaldı.
Daha uzun uzun kalıp, beyin fırtılanaları yapmak dileği ile.
Hiç bir yorum yapılmamış, belki ilk yorumu siz yapmak istersiniz ?