03
Şubat 2012
7 comments

Konuya vakıf olmayanlar için önce  özet geçmekte fayda var.

Bir süredir bilgisayar mühendisliği bölümlerinden mezun arkadaşlar, kendi odalarını kurmak için bir çalışma yürütüyor.Türkiye’de hali hazırda hizmet veren bir Bilgisayar Mühendisliği Odası mevcut değil. Mühendislik diplomasına sahip arkadaşlar Elektrikçiler Odası‘na kayıt yaptırıp işlemlerini oradan görebiliyorlar.

buraya kadar olan süreç çok olağan şekilde cereyan etmekte, ancak bilgisayar mühendisliği odası kurmaya çalışan grup ne olduysa birden çatallaştı ve iki farklı kol ortaya çıktı. (sanırım birisi diğerini forkladı.). Bunlardan birsi tbmo.org adresinde diğeri ise bmo.org.tr adresinden propagandalarını sürdürüyor. Birlik olmak için yola çıkan bir grubun muhtemel fikir ayrılığı ardından ikiye bölünüp oda kurma yarışına girerek, olayı odayı önce kuran kazanır mantığına kadar düşürmeleri çok komik olmuş. “Hani birlik olacaktınız ?”

halen bu iki grubun neden ayrılığa düştüğü konusunda kimse tatmin edici bir cevap alabilmiş değil. Eğer bir cevabınız varsa burada seve seve yayınlarım.

Tüm bunlar ile birlikte sosyal mecrada herkes dilinin döndüğünce bu konuyu destekledi yada eleştirdi. {1} {2} {3} {4} {5} {6} herkes dilinin döndüğünce zekası elverdiğince anladı / anlattı.

Ancak bazı manzaralar var ki insanda şok etkisi yaratıyor ;

Teknik bilgi seviyesinin, yetkinliğin ve yeteneğin bir kağıt parçası ile tespit edilemeyeceğinin bilincinde olmayan insanların var olması, hele ki kendini sürekli yenileyen ve dinamik bir içeriğe sahip olan bir sektörde var olması bana çok garip geliyor.

Türk eğitim sisteminde Mühendislik bölümünden mezun birisinin her konuya vakıf olduğunu iddaa etmek, onun dışında bu sektörde alaylı olarak faaliyet gösterenleri “Mecidiyeköy bilgisayarcısı” olarak nitelendirmek kendi eksikliklerini örtme çabasından başka bir şey değil gibi duruyor. İnsanları yaftalamak, kendi savunduğu fikir ile aynı paralellikte olmayan fikirleri aşağılamaya çalışmak, başka bir eksikliğin tezahürü gibi duruyor, madem ki dilinin döndüğü kadar anlatacak kabiliyetin yok insanları “tanımadan” onları genelleme lüksünü kimse sana vermiyor.

Bir tane örnek ile bizi yargılayamazsın!

şu söz herkesin ağzında sakız olmuş durumda ancak kimse bu sözün üzerine empati kurabilmiş değil, sen beni kötü bir örnek üzerinden genelleyerek yaftalarsan bende iki lafı bir araya getiremeyen hatta facebook şifresini bile değiştiremeyecek kabiliyetteki mühendisleri örnek gösterip seni yaftalarım hoş olur mu ?

Sizin mühendislik okumuş olmanız benim icra edeceğim mesleğe karışma hakkını size vermiyor.

En çok bana soracaksınız en çok bana!

Türkiye’de maalesef bu kafa var, ben bu iş için X fedakarlığında bulundum, bu benim hakkım!

kimse size mühendislik bölümünü seçerken, mezun olduğunuzda hepiniz aslan olacaksınız, kaplan olacaksınız demedi,
büyük bir çoğunluğunuzun kaktıra kaktıra mühendislik bölünü seçtiğini yine bir çoğunuzun bloglarından sosyal medya linklerinden takip etmek mümkün, (yazının uzamaması adına ss eklemiyorum)
bu şekilde iteleye iteleye (evet genelliyorum) kazanmış olduğunuz bir meslek neticesinde ben dirsek çürüttüm size ne oluyor ha! (hey yo mr White!) mantığında hareketlerin altına yatan inkar duygusunu sanırım hiç bir zaman anlayamayacağım.
Siz üniversite sınavına girdiğinizde biz bu işi yapmıyorduk, siz üniversitede okurken biz mantar gibi mi türedik ? 

 

Ama avukatların, doktorların odaları var, hem onlar diploması olmadan çalışamıyor siz neden çalışıyorsunuz ?

Meşhur diğer mesleklerden örnek gösterme ritüeli

Avukatlık, doktorluk yada diplomasız yapılamayan diğer meslekler  ile bilgisayar mühendisliğini bir tutmanın basit bir düz mantıktan ibaret olduğunu görmemiz gerekiyor,

Mahkemelerde avukatlık yapabilmek için avukat olmanıza gerek yok, yani kendi davanızda kendinizi savunabilirsiniz, bugün avukatlar rutin işleri takip ediyorlar hele ki sulh mahkemelerinde tam bir iş takip bürosu gibi çalışıyorlar. Yani avukat olamazsınız ama avukata ihtiyacınız yok, evrak işlerini falan kendiniz hallettiğiniz sürece.

Doktorluk ile bilgisayar Mühendisliğini aynı kefeye koyup tez çıkarma çabası ise takdire şayan bir davranış.

Doktorlar meslek olarak daha uzun yıllar “okumak” zorunda olan ve belli bir branş üzerine uzmanlık kazanan meslek erbapları.
Doktorlar son kullanıcıya direk olarak müdahale edebilme yetkisine sahip insanlar, piyasada ki kırıkçı çıkıkçı ve kuş kaldıran reçeteli aktarları saymazsak, bir doktorun hatası bir çok şeye sebep olabilmekte. Böyle bir durumda bu meslek erbabının denetlenmesi ve kontrol edilmesi elzem bir davranış olmaktadır.

Bir bilgisayar mühendisinin yapacağı bir hata uçak düşürür, yanlış yazılım veya yanlış hesaplama arabalarda kazaya sebep olabilir  yada daha büyük sorunlara neden olabilir, ama bir yazılım yada üretim süreci onlarca teste tabi tutularak arge yapılarak en mükemmele yaklaştırılabilinir.

Bir doktorun, böbrek yetmezliğinden muzdarip bir hastaya, şimdi arkadaşlar size bir böbrek takacaklar, önce test edecekler, uymazsa size yenisi takacağız yada böbreğin algoritmasını değiştireceğiz bir daha deneyeceğiz, dediğini duyamazsınız. Çünkü birisinde aynı anda müdahale yetisine sahip olma varken, bilgisayar mühendisliğinin temelinde araştırma ve geliştirme olanın üzerine koyma yatar. (Tabi Karşınızdaki doktor House MD değilse)

“Lise” felsefe derslerinde bilim ile felsefe arasındaki farkı,

bilim, olanın üzerine koyarak ilerler,
felsefe ise, her şeyi en başından sorgular

diye anlatmışlardı.
bu örneklerden yola çıkarak bilgisayar mühendisleri olanın üzerine koyarak araştırma geliştirme yapma lüksüne sahipken, doktorluk ise her şeyi başından ve hastanın semptonlarına göre şekillendirmek zorundadır.

İşte verdiğim bu örneklerden ötürü doktorluk ile bilgisayar mühendisliği aynı düzlemde bile yer alamaz.

 

Maddeler ?

 

Önce savunduğumuz şeylerin içeriğini okusaydık ama dimi ?

 

Kurulacak olan odanın taslağında “kayıt zorunluluğu” gibi bir maddenin olması ve o madde hatırlatıldığında “öhm canım onlar standart ve önemsiz maddeler ,uygulamayacağız bile” demek ayrı bir abzürt komedi senaryosu.

Eğer herhangi bir sözleşme içerisinde, kanun metninde yada taslağında, kanunnamede veyahut kanun hükmünde kararnamede, talimatname yada tebligatta bir madde varsa o madde ne olursa olsun, biz bunu geçiçi olarak koyduk, bunun bir ehemiyeti yok, zaten kullanmayacağız, ahaha canım takıldığınız şeye bak denmez denemez.

Pozitron kurucusu Fatih İŞBECER’in konu ile ilgil çok güzel bir lafı var, eğer bir sözleşmede sizin canınızı sıkan bir madde varsa o madde dönüp dolaşıp sizi bulur. {7}

bu arada fatih bey bir yazılım şirketi sahibi, altında mühendisler çalıştırıyor ama kendisi bilgisayar yada yazılım mühendis değil, sizin kafanızda oda kurulmuş olsa idi, böyle örnekleri veremiyor olacaktık.

 

Dünyada bilgisayar ve bilişim sektöründe parmak ile gösterilen ve dahi ünvanı verilen insanların kaç tanesi bilgisayar mühendisi bana gösterebilir misiniz ?

hatta işi dahada felsefik bir boyuta getirerek Ken Robinson’dan “Okullar yaratıcılığı öldürüyor” bile diyebilirim, diyorum da zira bazı mühendislerin durumunu görünce iyi ki ben meslek lisesini bitirdiğimde değişen kanun yüzünden (erbakan hükümeti) kendi branşımın mühendislik bölümünü seçmeme izin verilmemiş ve beynim örümcek bağlamamış diyorum. (evet evet bir tane örneği koca mühendislere mal etmemek lazım, ama alayalılar, rastgele ve düzensizdi değil mi ?)

konuyu yavaş yavaş toplarlayacak olursam,

ortada mühendislerin hakkını savunmaktan ziyade, rant peşinde koşan bir grup ile, onlara kanan başka bir grup var,

diğer tarafta ise, tüm bunların yanında olan biteni görebilen ve mühendislerin böyle bir şeyin peşinden koşması yerine, önce eğitim sisteminde mezun olanların kalitesinin yükseltilmesi için çalışma yapılmasını savunan bilgisayar mühendisleri var, aslında yesinler birbirlerini bana ne diyebilirim ama olay gerçekten zevkli, zira odacılık oynayan ve sorulan hiç bir soruya mantıklı cevap veremeyen ve her fırsatta “bir dirsek çürüttük ama yapraam” diyenlere karşı, gerçekten akılcı ve harika sorular sorabilen diğer gurubun olması kafamı açıyor.

En basitinden böyle bir oluşuma ne gerek var ?

diplomalı olmanızın size her kapıyı açtıracağını düşünmenize sizi iten şey ne ?

kaldı ki diploma almanıza ortam sağlayan ders konuları videoları ve müfredatı sektöründe öncü üniversiteler tarafından internete bedava olarak yüklenmiş durumda iken, siz neyin peşindesiniz. ?

meslek birliklerinin amacı nedir ? buna cevabı uzaklarda aramaya gerek yok bakınız Uğur abi vermiş cevabı : {8}

Koca bulduktan sonra kendini salan, kolları kıllı kezbanlar gibi, diploma aldıktan sonra hah işte her şey bitti dağılın yezitler kahrolun alaylılar mantığında kendisini geliştirmeden, sektöründe ne olup bittiğine bakmadan, öğrendiğinin üstüne yenisini eklemeden, teknoloji gibi değişken bir sektörde tutucu davranan mühendislerin kime ne faydası var ?

Bir çok şirket yöneticisinin dile getirdiği, eğitim sisteminin bozukluğu, kalifiye elemanın olmayışı, sektörde başarılı işlerin çıkmaması gibi konuların oda kurulduğunda bir anda düzeleceği sanrısını size Alamut kalesinden hassan sabbaht mı efsunladı ?

bu kadar çok alaylı alaylı dedik  peki Alaylı Nedir ?

Tdk Arama Sonucu

Alaylı kelimesi için TDK arama sonuçları

Dilimin döndüğünce alaylı kelimesinin anlamını yazacak olursam, Bir mesleği o meslek için öngörülen formasyon ile değilde tamamen kendi imkanları ile öğrenmiş ve uzmanlaşmış kişilere verilen isme alaylı denilmektedir. Diğer değiş ile yaptığı işin diplomasına sahip olmayan kişidir.

 

Yani olay şu,

Alaylılar en büyük düşmanımız, tüm alaylıların hepsi normalde yapacakları işi gücü bırakıp bilgisayar mühendislerinin ekmeğine taş koyup,onların mesleğini yerle yeksan etmek için “rastgele” iş yapıyorlar. Bu durumu engellemek için  meslek birliği olarak bir oda kurulacak, başına bir başkan seçilecek, mezun olan her bilgisayar mühendisi bu odaya kayıt olmak zorunda olacak, kayıt olmayanlar aforoz edilecek adam yerine konulmayacak dışlanacak , devlet ihalelerinde yada benzeri durumlarda imza ve oda kaydı istenecek , ve tüm bunları kaybedilen meslek itibarı geri kazanılmak için yapılacak.

Öncelikle kendinize sınır koyarak , kategorize ederek meslek itibarını nasıl yükseltmeyi planlıyorsunuz ?

Özgürlüklerden bahsedilen bir ortamda “zorunlu hizmet verme” fikrini nasıl aynı şekilde değerlendirebiliyorsunuz ?

Olayı Alaylılar vs Mühendisler boyutuna kadar indirmeyeceğim zira, sidik yarıştırmanın alemi yok, kendi yetkinliğimi ve becerimi ortaya çıkardığım ürünlerin anlatmasının daha doğru olması taraftarıyım.

Bir bilgisayar mühendisleri odasının kurulmasına hiç bir suret ile karşı değilim, ancak benim şu ortamda gördüğüm, rant ve siyaset peşinde koşan insanlar gurubundan başka bir şey değil.

namaste.

03
Şubat 2012
0 Yorum

Kitab ön yüzü

İster yapabileceğinizi, ister yapamayacağınızı düşünün, haklısınız.

Reklamcılık sektörünce çalışan Jack Foster’ın kaleme aldığı ve sürekli fikir üreten insanların bu fikirleri nereden ve ne şekilde bulduğunu anlatan okuması keyifli bir kitap.

Eğer fikirlere erişmek istiyorsanız, onlara erişmiş olduğunuzu hayal edin.

Kitapta herkesin çok kolay şekilde fikir bulabileceğine , hatta fikirlerin her kesin etrafında olduğuna ancak insanların onlara doğru şekilde bakmadıklarını anlatıyor, bakış açınızı nasıl değiştirebileceğiniz, problemlere nasıl müdahale ederek çözüm üretmeniz gerektiği gibi konular çok güzel örnekler ile açıklanmış.

Yetkişkinler kendilerinin yada başkalarının en son yaptığı şeyi devam ettirme eğilimindedir, bu yüzden her şeye önce çocuk gözü ile bakın.

Baş ucu eseri olacak kadar iddalı olmasa da, okumak için güzel bir kitap.

24
Ocak 2012
0 Yorum

Sadece düşündüğü için öldürülen insanlar var…

10
Ocak 2012
0 Yorum

Büyük buhranların arından bir kurtarıcı bekler insanlar, genetiğinden midir, kodlanmasından mıdır nedir bilinmez.

Dara düşersiniz, X gibi biri gelsede kurtarsa bizi dersiniz, sıkıntıya girer Y olsaydı iyi olurdu dersiniz. Bir çok çizgi roman kahramanıda böyle doğmuştur gibi gelir bana. Aslında mantık hataları ile dolu taytlı pelerinli karakterlerin karşısında donanımlı ve zeki! düşmanların amansız mücadelesine tutulur beynimiz.

Gerçek yaşamda da böyle, insanoğlu yanına bir yoldaş, derdini anlayan bir arkadaş, yada işe yarayan çalmayan, çırpmayan arkandan iş çevirmeyen bir eleman!, yada hayatını paylaşacak bir eş arar durur.

Sonra zamanla ne kadar çok kör olduğunuzu anlarsınız, karşınızdaki mal aynı mal olsa da, ona gereğinden fazla değer yüklemenin vicdan azabını çekersiniz, bir de kendinize yüklenir kendinize kızarsınız.

Bu sefer son! bu sefer 3 kuruşluk insanlara 5 kuruş değer vermeyeceğim tarzı gariban edebiyatını parçalar ama her defasında aynı  hataya düşersiniz.

Bu böylesine bir kısır döngü, çaresizlik yada adı literatürde her neyse.

Kızgınlığım kendime…

24
Aralık 2011
0 Yorum

Ubuntu 10.10 ‘u severek kullandığımı daha önceleri söylemiştim,

Talihsiz bir şekilde arızalanan bilgisayarımın amansız bir rahatsızlığa kapılmasının arından, geçiçi bir notebook temin edip, üzerine istemeyerekte olsa ubuntu 11.11 kurdum.

Zaten zevemediğim unity ile sıfırdan başlamak hiç içime sinmedi.

Daha önceleri de ubuntu 11.11 denemiş ve sevmediğimi bir çok mecrada belirtmiştim.

Ancak arkada biriken işlerin baskısı ve bir an önce işe koyulma gerekliliği yüzünden 11.11 ile ısınma turlarına başladım.

Tahmin edeceğiniz gibi, masaüstü ekranında unity karşısında kesinlikle gnome2 en iyisi diyebilirim, ben unity ile fazla vakit kaybetmeden direk olarak gnome-shell kurdum ve işime yarayacak eklentileri aktifleştirerek, gnome2 konforuna ulaşmaya çalıştım, bu süreç içerisinde yeni masaüstü yapısına da alışmaya başladım.

Ancak bana göre bir çok eksiğinin olmasına rağmen, gnome-shell gerçekten gnome2′ye nazaran daha verimli kullanım alanı ve kolaylığı sağlıyor.

Ubuntu 10.10 ile ağ bağlantılarınızın olduğu ekranda birden fazla yerel ağ, vpn, adsl yada kablosuz ağı yönetebiliyorken, 11.10 da bu ekranda tek bir kablolu ekrana izin veren ekran açılıyor.

Ubuntu 11.11 Network Menüsü

Eğer sizde benim gibi çok aşırı gezici birisi iseniz ve her gittiğiniz yerin ip yapılandırması farklılık gösteriyorsa ve her seferinde el ile ip yapılandırması yapmak istemiyorsanız, birden fazla kablolu ağ veya kablosuz ağ oluşturarak gezdiğiniz yerlere göre tek tıkla ayarlama yapmak çok büyük kolaylık sağlayacaktır.

Gnome 3 ile birden fazla ağ yapılandırması yapabilmek için,

ALT+F2 tuş kombinasyonu ile birlikte açılan komut penceresinden

nm-connection-editor

Alt+F2 Komut satırı ve Komutun yazılışı

komutunu vererek eski alışık olduğunuz pencerenin açılmasını sağlayabilirsiniz, bunun yerine

windows tuşuna basarak açacağınız yeni gnome -shell etkinlikler kısmında direk olarak ağ yazdığınızda karşınıza çıkan ağ bağlantıları simgesine tıklayarakta aynı ekrana ulaşmanız mümkün, bu pencerede yapacağınız değişiklikler kendisini network menüsüne ekleyecektir.

Etkinlikler penceresi ve ilgili programın çalıştırılması

İlgili programın ekran görüntüsü,

Bahsi geçen çoklu ağ yönetme ekranı, ekran görüntüsü

23
Aralık 2011
0 Yorum

İnsanların ön yargıları vardır,
İnsanların inançları vardır,
İnsanların değer yargıları vardır,
İnsanların fikirleri vardır.

ve insanlar bu saydığım şeyleri çoğu zaman tecrübe ile kazanırlar. Tecrübe ise yaşanmadan kesinlikle öğrenilemeyecek bir bilgi türüdür.

Çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir Türk vatandaşı olarak Türkiye içerisinde hayatımı devam ettirme çabası içerisindeyim, bu süreç gerisinde bir çok meslek erbabı ile organik bağ kurmam gerekti, bir çok meslek erbabını ise uzaktan izlemeye fırsat buldum.
Babamın serbest meslek erbabı olmasından mütevellit bir çok mesleğin içinde bulundum bu meslekleri destekleyen yan meslek grupları ile çok haşır neşir oldum.

Kısacası bana bir meslek söylerseniz o meslek hakkında hem bir fikrim hem bir ön yargım vardır.

Mesela 14-15 senelik öğrencilik hayatım boyunca hayatıma giren çıkan onlarca öğretmenin yaptıkları ve bana yaşattıkları ardından şuan öğretmenler hakkında hem fikir hem önyargı sahibiyim.Aynı durum sizin içinde geçerli olabilir, icraa ettiğiniz meslek için bile bir fikriniz ve ön yargınız olabilir, bu gayet normaldir.

Ön yargınızın olması o düşüncelerinizin su götürmez şekilde doğru olduğu anlamına gelmez, bu tür fikirlerin sizin fikriniz olduğunu ve işin aslının öyle olmayabileceğini bildiğiniz sürece bir sıkıntı da doğmaz.

İşte tam bu noktada, Doktorlar içinde böyle ön yargılarım mevcut;

Benim küçüklüğüm enfeksiyon hastalıklar, diş ağrıları, göz ağrıları, aşı korkuları ile geçti, Çocukluk dönemimde, benim veya kardeşimin hasta olması demek, sabahın köründe ssk kuyruğunda sıraya girmek, saatlerce sırada bekledikten sonra doktora gözükebilmek için ayrıca bir sıraya daha geçebilmeye hak kazanarak en sonunda doktor karşısına geçebilmek demekti.

Doktor karşına geçtiğinizde doktorun neyin var sorusuna cevap verdikten sonra çocuktur geçer yakında sözünü duymak demekti, iki ağrı kesici ile evin yolunu tutmak demekti,

Çok şanslı iseniz, doktorun yüzünüze bakması demekti, yine şansınız varsa doktorların sizi sürüklediği tahlil labratuvarlarında çok sıraya takılmadan tahlillerinizi yaptırmanız demekti.

Hiç bir doktordan mucize beklediğim falan yok, ilgi de beklemiyordum, sanırım benim o zamana dair hatırladıklarım sıra ve sıralarda beklemenin verdiği huzursuzlukların bende bıraktığı izlerden ibaret.

Derken benimle beraber evdeki büyüklerde yaşlanmaya başladı, doktorların en çok sevdiği müşteriler olan yaşlı hastalar benim ailemde de gözükmeye başladı, dedelerim, ninelerim, annem ve babam doktorların önüne bir bir çıkmaya başladı, bendeki menfaatçi doktor sendromu da o zamanlar filizlenmeye başladı.

Olay aslında basittir, doktor devlet hastanesi yada ssk içerisinde çalışmaktadır, aynı doktor ve saz arkadaşlarının bir doktor ofisi veya muayenesi de işletmektedirler. Gelen hastaların tahlillerini devlet imkanları ile yaptırıp akabinde potansiyel müşterilerini kendi tekkelerine yönlendirmektedirler.

1985 ile 2000 arasında hastanelerde işi olup da şu yazdıklarımın karşısında olabilecek birisi yoktur gibime geliyor. (ön yargı budur)

2000 li yılların başlarında dedem merdivenden omzunun üzerine doğru düşmüştü, toplasan 40-45 cm’lik bir yükseklikti düştüğü yer ancak ne bir kırık nede bir çıkık olmamasına rağmen çok şiddetli ağrıları vardı.

Doktorları dolaştık;

burada bir parantez açmak istiyorum, Dolaştık sözünün kelime anlamı burada şudur, bir doktora gidilir, doktor röntgen ister, röntgen çektirilir, ve doktor röntgene bakar ve bir teşhis koyar, Ardından aile bireyleri teşhisin sağlamasını yaptırmak için başka bir doktora daha giderler, o doktorda röntgen ister, eldeki röntgen gösterildiğinde ise o röntgeni kabul etmez zira başka bir açıdan çekileceğini ve başka bir yerden şüphelendiğini söyler ve yeni bir röntgen çektirilmesi hususunda ısrar eder, röntgen çektirilir ve bu doktorda ilk doktordan başka bir teşhis koyar. Bu durumda elde ikinci doktor ve iki farklı teşhis bulunmaktadır, böyle bir durumda her aklı selim insanın yapacağı 3. bir doktora bari göstereyim durumu hasıl olur ve ilk iki doktordan ayrı üçüncü bir doktora gösterilir, genelde 3. doktorlar kendilerinden önce başka doktorlara gidildiğini öğrendiklerinde (2 tane farklı röntgen olduğu için) “siz boşuna uğraşmışsınız, keşke ilk bana gelseydiniz” diyerek şimdi teşhisi yapabilmeniz için bir röntgene ihtiyacımız var yalanına baş vururlar ve siz 3. röntgeni çektirmek zorunda kalırsınız, sonuç olarak 3 farklı teşhis iki farklı tedavi ve 3 farklı doktor ile kalakalırsınız.

Dedem Türkiye’de 2 farklı şehirde belki 5-6 farklı doktora omzunu gösterdi, hemen hemen tüm doktorlar dedemi kendi muayenelerinde ağırladılar,çay ikram ettiler, almanya emeklisi olduğunu öğrendiklerinde gazoz bile ısmarladılar.

Tüm doktorların ortak tedavi önerisi Ameliyattı, ve dedem akan suya karşı koyamadı ve ameliyat oldu, sonuç dedemin kolu iyileşmedi ve kol vazifesini göremiyor, omzundan aşağı sallanan bir uzuv gibi hareket etmenin dışında çok ta bir işe yaramıyor. Ameliyatı yapan doktorun zamanla geçeceğini söylemesinin ardından 10 sene geçti.

Dedemin bu durumu  o yaşlarımda bana çok koymuştu zira, hele sizi bi ameliyat edelim iyileşeceksiniz, süper olacaksınız diyen ve ardından hesap işlerine dalan doktorların verdiği gaz ile, dedem iyileşeceğini umut eder ama ameliyat veya tedavi sonrası hiç bir ilerleme kaydedemeyince içine kapanırdı.

Dedem sadece bir örnek, buna benzer kardeşimin ameliyatı,Seneler önce  doğum sonrası doktor hatası neticesi ile vefat eden kardeşim, benim bir dizi tahlil süresi sonrasında tedavi olarak ameliyat edilmeme zorlanmam ve benim karşı çıkmam akabinde ilaçla tedavi edilmem ve ne tesadüftür ameliyat olmazsa durumu ağır olabilir denilen şeyin basit bir ilaçla tamamen iyileşmesi (sorunum zamanla düzeldi resmen) doktorların aslında doktorluktan çok tüccarlık yaptığını düşünmek için bana sağlam deliller sağladı.

Eğer ameliyat olacaksanız, ve sizi ameliyat edecek olan doktorumsu da prof sıfatında ise sizden utanmadan “bıçak parası” isteyebilmekteydi (hala isteniyor)

İşte tam bu durumda bir kanun tasarısı çıka geldi “Tam gün yasası

olay şu, eğer bir doktorun özel muayenesi varsa özel muayenesini işletsin, devlet hastanelerinde çalışmasın, yok devlet maaşı ile çalışıp doktorluk yapacaksa bu işi adam gibi mesaisine uyarak, gelen hastayı muayeneye yönlendirmeden yapsın diye bir öneri var.

doktorların “Sizi müşteri olarak gören devlete karşı sizin için eylem yapıyoruz” diyerek bu yasa tasarısına karşı çıkmasının ardında, “hali hazırda müşteri olarak gördüğümüz ve bir hastane bir muayene arasında mekik dokuttuğumuz müşterileri, devlet elimizden almaya çalışıyor” mantığı yatıyor.

Türkiye’de bir meslek grubu biz  kendimiz için değilde halk  için eylem yapıyoruz diye ortaya atılıyorsa işin ucunda mutlaka menfi bir durum vardır ve eylem yapan meslek grubu ya yaptığı kârdan zarar etmeye başlamıştır yada haksız olarak elde etmeye alıştığı kazanç biçimi elinden alınmıştır.

Buna en yakın örnek olarak, işçi hakları için ortaya çıkan tekel işçilerinin maaşları yattıktan sonra diğer işçileri düşünmeden eylem alanlarını terk etmesini gösterilebilinir.

İşte tam bu yüzden doktorların yaptığı tüm eylemleri samimiyetsiz buluyorum.

Hiç bir doktordan nefret etmiyorum, hatta doktorluk gibi kutsal bir mesleğin sonucunda doğal seleksiyona gerek kalmadan genlerimizin bir sonraki nesle aktarıldığını bile düşünüyorum ancak benim kutsal bulduğum doktorluk ile Türkiye’de ağlayan tüccarlar arasında dağlar kadar fark var.

Not: Hiç bir siyasi partiye zırnık sempatim yok.

Özetle tam gün yasasını destekliyorum.

ilgili yasa tasarısı metni : http://www.memurlar.net/haber/140457/

 

 

 

 

 

14
Aralık 2011
0 Yorum

 

10
Aralık 2011
0 Yorum

WordPress büyük nimet!

WordPress temanızda sadece functions.php dosyasını düzenleyerek her gönderinizin sonuna google plus +1 butonu ekleyebilirsiniz, bunu yapmak için;

functions.php dosyanızı açarak içerisine öncelikle google+ aktivitelerini kullanabilmek için gerekli js kütüphanesini eklemek için;

add_action ('wp_enqueue_scripts','WordPress_Gplus_Script');
function WordPress_Gplus_Script() {
	wp_enqueue_script('google-plusone', 'https://apis.google.com/js/plusone.js', array(), null);
}

bu işlemin ardından wordpress bizim yerimize script dosyalarının tanımlandığı alana google plus apisinin js dosyasını ekleyecektir.

ekleme işlemini tamamladıktan sonra yine functions.php dosyası içerisine her içerik olayında tetiklenmek üzere bir fonksiyon tanımlaması yapıyoruz;

add_filter('the_content', 'WPTetikleBebek');
function WPTetikleBebek($icerink) {
	$icerink = $icerink.'<div><g:plusone size="tall" href="'.get_permalink().'"></g:plusone></div>'; return $icerink;
}

the_content gibi olaylarda giren argümanları return ile geri göndermezsek, olay sonunda içerik boş dönecektir.

son kod kümesinide functions.php dosyasına eklemişsek, her hangi bir yazımızın içerisine girdiğimizde bahsi geçen butonun yazının sonuna eklendiğini göreceksiniz.

neşeli bloglar :)

10
Aralık 2011
0 Yorum

İstanbul! maceramdan 1-2 gün önce bilgisayarım amansız bir soruna yakalandı ve halen sorunun ne olduğu konusunda ne benim nede yetkili ve yetkisiz servislerin bir fikri yok.

Elektronikle uğraşanların arıza tespiti noktasında bilmesi gereken tek şey, çalışan bir cihazda arızayı tespit etmenin çok zor olduğudur.

Bilgisayarım arızalanınca bende emanet olarak başka bir bilgisayara aynı anda windows xp ve ubuntu kurdum.

ubuntu 11.10 ve gnome-shell hakkındaki ön yargılarım kısmen kırılmış durumda, 1 mesai günü içerisinde ubuntu kurulum ve ayarlarını bir başka mesai günü içerisinde de windows xp kurulumu ve ayarlarmalarını gerçekleştirdim.

Normalde daha önceden iki farklı bilgisayar ile çalışıyordum ancak bilgisayarlarımdan birisi arızalanınca tek bilgisayara düşmek zorunda kaldım, böyle olunca eski bilgisayarımdaki .net projelerimi ve sql server bilgilerimi aktarmak zaman aldı.

Projelerimi yeni windows’uma taşıdıktan sonra ve projelerimi düzenleme ve build etmek için açtığımda Visual Studio 2008 karşıma, şu hata ile çıktı :

.NET : Unable to find manifest signing certificate in the certificate store

Ufak çaplı bir yusuf atmanın ardından bunun çokta önem teşkil etmeyen bir sorun olduğunu öğrendim,

bu sorun ile karşılaştığınızda VS IDE projenizi build etmeyecek ve çalışmanızı kullanamayacaktır.

Sorunu aşmak için, Solution Explorer da bulunan projenizin üzerinde sağ tuşa basarak, Properties  diyerek Proje özellikleri penceresini açınız, ardından sol kulaklarda bulunan Signing bölümünden Create Test Certificate butonuna tıklayarak açılan pencerede de ok butonuna basarsanız sorunun çözüldüğünü göreceksiniz.

 

 

..

 

09
Aralık 2011
0 Yorum

Hakkımda sayfasında da anlattığım gibi Denizli’de ikamet eden bir bilişim neferiyim.
Her ne kadar “anadolu’da ” sözü ile başlayan kalıp sözlerden nefret etsem de “Anadolu’da yerli ve yabancı teknolojileri takip ederek yeni çıkan fikirlerden, tekniklerden haberdar olmak zor oluyor.” gibi bir cümle kurma ihtiyacı duyuyorum. Buna sebep olarak,bulunduğum coğrafyada yaptığım iş ile alakalı çevre eksikliği ve buna bağlı olarak fikir aktarımının sekteye uğraması gösterilebilinir, en azından ben bu şekilde düşünüyorum.
İnternet üzerindeki yayıncı kanallar her ne kadar son gelişen “akımları” takip etmeye yetse de, bir yere kadar etkili oluyor, işin erbapları ile aynı havayı soluma ve o atmosferi yaşama gibi durumlarda yetersiz kalıyor.

Gerek internet gerekse internet dışı durumlarda kendi girişimi olanlar ile, bu girişimlere destek vermek isteyen yatırımcıları bir araya getirmeyi hedefleyen oluşumlar ve gruplar bolca mevcut. Bu organizasyonlardan biriside Etohum .

Etohum nedir ? bilmeyenler, öncelikli olarak şu linklerden ayrıntılı bilgiye ulaşabilir,

Resmi sitesi : http://www.etohum.com/
Eksi Sözlük : http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=etohum
Uzman Tv : http://www.uzmantv.com/etohum-projesi-nedir

Etohum’un başını çektiği organizasyonların ardından,

“Çok güzel bir fikrim var ama bu hedefimi hayata geçirecek yazılım ekibim ve param yok”
“Girişimcilik yapıyorum ama henüz hangi konuda bir girişime başlayacağıma karar veremedim”
“Elimdeki fikrime para yatıracak melek yatırımcı arıyorum”
“Yurt dışında kendini kanıtlamış projeleri Türkiyeye taşımak için yatırım arıyorum”

cümlelerini sakız gibi sürekli söyleyen girişimci müsfeddeleri peydah olmadı değil ama olayın özündeki “girişimci” kelimesinin anlamını,  gerçekten ortaya farklı ve yararlı bir iş çıkarabilen insan olarak görüyorum. Bu bağlamda bu tür organizasyonların yararlı olduğunu düşünüyorum.

Şahsi olarak girişimci olmak gibi bir hedefim ve hevesim yok, az önce yazının başında da belirttiğim gibi denizli’de ikamet eden bir adamım, genel olarak iş ile ilgili hayat görüşüm Ne kadar bilirsen, bilene danış  felsefesi etrafında döndüğü için, aynı sektörde olduğum insanların tecrübelerini dinlemek bana her zaman çok faydalı olmuştur.

3 Aralık 2011 tarihinde yapılacak olan Etohum kampının ilanını gördüğümde çok heyecanladım. Sanırım ilk kez ilanı ramazan bayramından sonra görmüştüm, o günden sonra ileriye yönelik planlarımı istanbula e tohum kampına gidebilecek şekilde yapmaya başladım.

Planların aslında bizi tatmin eden ama çokta hakimiyetimiz altına girmeyen unsurlar olduğunu @mserdark vesilesi ile öğrenmek için, 3 ay öncesinden plan yapmış olmamın ironisini ancak e tohuma gittiğimde kavrayabildim.

Perşembe akşamı Kardeşim ile birlikte Denizli’den istanbula yola çıktık,

Kendi arabamız ile mi gitsek yoksa, otobüs ile mi gitsek sorusuna “istanbulda arabayı sokacak yer bulamayız” gerekçesi ile, “Tabi ki otobüs ile gidelim başımız ağrımaz” cevabını vererek Pamukkale Turizm den bilet aldık. Hem kilolu hemde en küçük bir düzensizlikten raharsız olan birisi iseniz, otobüs yolculuklarının aslında ne denli güçlü bir işkence yöntemi olduğunu bilirsiniz, ama bu sefer normal bir yolculuk geçirerek istanbul’a vardık.

sanal ortamın” aslında sanal olmadığını, o ortamdan kurulan arkadaşlıkların ne denli kuvvetli olduğunu ancak  yaşayınca anlıyorsunuz, bizde aynen bunu yaşadık. Bundan tam 5 sene önce “basit” bir forum sitesinde başlayan bir arkadaşlığın önce iş arkadaşlığına, ardından da kuvvetli bir dostluğa dönüşünü görünce insan gurur ile şaşkınlık arasında bir yerde kalıyor.

Yine aynı şekilde, “ben istanbula geliyorum” sözünü internet üzerinden istanbullu arkadaşlarınıza söylediğinizde ilk cümlelerinin “Abi kalacak yeriniz yoksa bizde boş yer var her türlü açıkta kalmazsınız” olduğunu görünce de garip duygulara yelken açıyor insan.

Belki de bu duygunun sebebi, sizin insanları kendiniz gibi benimsemenizin verdiği güvenden ötürüdür, başka bir değişle, onlar da “ben denizli’ye geliyorum” dediklerinde sizin söyleyeceğiniz cümle aynı iken, adının sanal olduğu bir ortamın ardından sizin gibi düşünen insanların gerçeğe dönüşmesinin verdiği şaşkınlık duygusudur.

Tam bu noktada ve yeri gelmişken, ortalama olarak 3 gün boyunca kahrımızı çeken Hakan Düzgören ‘e ve ailesine, kendim ve kardeşim adına bir kere daha sonsuz teşekkür ederim.

İstanbul, kartpostal gibi bir şehir, Akşam ayrı, sabah ayrı bir güzelliğe bürünen boğazı, her an dillenip, size geçmişi anlatacakmış gibi duran tarihi havası ve yapıları ile sizi kendisine aşık edebiliyor. Bu yazdıklarım sabahları işe gitme ve akşamları eve dönme telaşı olan istanbullular için hiç bir şey gibi görünsede, istanbula dışardan gelenların rahatlıkla hak verebileceği şeyler.

Askerlik görevimi yaptıktan sonra, iş aramak için bir kere istanbula gitmiş, ve bir kaç ajans ile görüştükten sonra, ben burada yaşayamam diyerek Denizli’ye aynı gün geri dönmüştüm. Bazen düşünüyorum bu kararı almama sebep, görüştüğüm ajansların durumu mu yoksa istanbul’un durumu mu diye…

İstanbul uzun bir yoldan gelen misafirlerine karşı kendisini bu kadar güzel göstermesine rağmen, aslında arka tarafında hep bir sinsilik barındırıyor, her ailenin içerisinde bulunan hain ve sinsi bir hala yada teyze gibi hiç olmadı sürekli açığınızı kollayan bir komşu teyze edası ile sizi göz hapsine alıyor, sıkıyor, boğuyor.

Denizli gibi, en uzak noktasına bile yarım saatten kısa bir sürede gidebileceğiniz, bir şehirden kalkıpta, günümün 3-4 hatta daha fazla saatini yollarda heba edebileceğim bir şehire yerleşip orada yaşamak bana hep çok saçma geliyor. Büyük konuşmuş olmayayım ama ileride olurda istanbula taşınırsam bile bu düşüncemin değişeceğini zannetmiyorum.

Bu düşüncelerime sebep olarak aslında istanbula göre köy diye nitelendirebileceğimiz bir şehirde doğmuş ve büyümüş olmam olabilir. Bu düşüncelerime karşı argüman olarak istanbulda doğmuş büyümüş birisinin “Denizli’de (yada başka bir şehirde) yaşanır mı ya, hiç bir şey yok”, “zaten memleket ufacık abi bir yerinden bi yerine 2 dakkada varıyorsun ” söylemleri gösterilebilinir.

Özetle İstanbul’u sektörel hususlarda çok ileride görürken, yaşam ve barınma kalitesini şu an yaşadığım şehre nazaran düşük görüyorum.

Sektörel konularda fikirlerin havada uçuştuğu, aynı sektörde yer alan insanların birbirlerini tanımalarını sağlayan yada daha önce farklı mecralarda birbirlerini  tanımış ancak yüz yüze tanışmak için fırsat kollayanlara fırsat sağlayan bir organizasyon olan e tohum’a da tam bu nedenle gitme gereği duydum.

Daha önce internet ortamında görüşüp yüz yüze tanışmak istediğim bir çok güzel insanla tanıştım, 2-3 çift laf ettim :)

burada da dediğim gibi İstanbul çok uzun kalırım diye düşünerek gittim ama çok kısa süre kalmak zorunda kaldım haliyle tadı damağımda kaldı.

Daha uzun uzun kalıp, beyin fırtılanaları yapmak dileği ile.